EKOLOJİK TARIMDA GELİŞMELER

23.04.2011 13:29

Dünyada yirminci yüzyılın ikinci yarısında yaşanan hızlı sanayileşme ve nüfus artışı önemli çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Çözüm olarak ise açlık probleminin giderilmesine yönelik politikalar geliştirilmiş ve yoğun girdi kullanılarak birim alandan yüksek verim almaya ve yeni alanların tarıma açılmasına yönelik hedefler belirlenmiştir. Sonuçta, yoğun ve bilinçsiz tarım ilacı ve gübre kullanılması, yanlış toprak işleme uygulamaları, kalıntı riski, toprağın fiziksel yapısının bozulması, organik madde ve canlılığının yitirilmesi ve besin maddesi dengesinin bozulması, tuzlanma, çoraklaşma gibi önemli çevre sorunlarını beraberinde getirmiştir. Verimliliği daha düşük olan marjinal alanların tarıma açılması ise daha yapay ortamların oluşmasında etkili olmuştur. 1970'lerdeki 'Yeşil Devrim' olarak anılan tarım politikaları açlık sorununa kısmen çözüm oluşturmakla birlikte, asıl sorunun, üretim miktarından değil paylaşımdan kaynaklandığı da ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda nüfus artış hızına oranla gıda artış hızı hemen tüm ülkelerde yükselmiş, ancak çok az sayıdaki ülkede sorun olmaya devam etmektedir. Dolayısıyla artık tarımda uygulanan teknikler sadece üretim miktarında sağladıkları artışla değerlendirilmemekte, çevreye, insan ve hayvan sağlığına etkileri ile birlikte irdelenmektedir. Bu gelişmelerin sonucunda alternatif bir üretim sistemi olarak ekolojik tarım veya İngilizce konuşulan ülkelerdeki adı ile 'organik', Latin ülkelerindeki ismi ile 'biyolojik' tarım ortaya çıkmıştır. Bu işin öncülüğünü giderek artan çevre sorunlarına duyarlı ve tarımdaki üretim tekniklerini ve kullanılan girdileri sorgulayan Avrupalı bazı üreticiler yapmıştır. İlk dönemlerde üretilen bu ürünler büyük oranla çiftliklerde veya yakın çevresindeki yöresel pazarlarda tüketilirken, sonraki yıllarda olay ticari boyut kazanmış ve 1980'li yıllardan sonra tüm dünyada artarak kabul görmüştür.
Ekolojik ürünlerin önem kazanmalarıyla, üretimden tüketiciye kadar uzanan zincirde bazı kurallar konması zorunlu hale gelmiştir. Bu alanda halen lokomotif görevi gören Avrupa Topluluğu ülkeleri öncülük yaparak 1991 yılında 2092 sayılı bitkisel ürünlerin üretimini ve pazara sunulmasını düzenleyen yönetmeliği yürürlüğe koymuştur. Ülkemizde de ekolojik üretimi şekillendiren ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na düzenleme yetkisi veren yönetmelik, 22145 sayı ve 18 Aralık 1994 tarihi ile uygulamaya girmiştir. Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu (International Federation of Organic Agriculture) tarafından geliştirilmiş olan 'Temel İlkeler', 1998 yılında 'Temel Standartlar' olarak revize edilmiştir. Bugün dünyada ekolojik olarak etiketlenen ve pazara sunulan ürünler, ilgili yönetmeliklerde kullanımına izin verilen organik veya inorganik doğa girdiler kullanılarak üretilmektedir.
Ürünlerin öngörülen koşullara uygun olarak üretilip üretilmediği ise Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nca yetki verilen bağımsız denetim firmalarınca kontrol edilmekte ve sertifikalandırılmaktadır. Diğer ülkelerin yetkili makamlarınca akredite edilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşlarının verdikleri sertifikalar, ürünlerin söz konusu pazarlarda da ekolojik olarak satılabilmesine olanak tanımaktadır. Geleneksel tarımdan ekolojik tarıma geçişte Avrupa ülkelerindeki durum irdelendiğinde bunun tabandan gelen bir yaklaşımla olduğu görülmektedir. Ancak halen Avrupa Topluluğu'nda ekolojik üretime geçiş süresinde birim alan başına belirli bir destek sağlandığı için ekolojik üretimin hızla yayılması mümkün olmuştur. Bunun en güzel örneği ekili alanların yüzde 20'sinde ekolojik üretim yapılan Avusturya'dır. Ancak geçiş sonrası dönemde desteğin azaltılması veya kaldırılması, özellikle Portekiz, Fransa ve İspanya'da ekolojik tarım işletmelerinin sayısının azalmasına neden olmuştur; İsrail örneğinde ise ekolojik üretimle ilgili özendirici politikalar veya yayım yerine üreticiden gelen bilinçli talebin üretime geçişte daha ön plana çıktığı görülmektedir.
Ülkemizde ise ekolojik tarım, Avrupa ülkelerinin aksine yukarıdan aşağı doğru bir gelişme sonucu, dış alıcıların Türkiye'nin geleneksel tarım ürünlerinin ekolojik olarak üretilmelerini talep etmeleri ile başlamıştır. Halen ekolojik üretime geçiş süreci veya kullanılan girdiler desteklenmemektedir. Ayrıca kullanımına izin verilen etkili girdilerin piyasada bulunabilmesi de sınırlıdır ve ekolojik üretimde sorun yaratabilmektedir. Ülkemizde giderek hızla artan ve önemli düzeye ulaşan ekolojik üretim, tamamen serbest ticaret kuralları doğrultusunda ve destek olmaksızın gelişmektedir.
Hindistan'da girdi kullanımının yoğun olduğu ve ekolojik tarımın hiçbir şekilde desteklenmediği koşullarda üreticiler arasında yapılan bir anket çalışması, ekolojik tarıma geçiş nedenlerinin sosyo-kişisel, sosyoekonomik, sosyo-psikolojik, sosyo-kültürel ve sistemlerarası başlıkları altında toplanabileceği ve salt gelir artışının hedef olarak ortaya çıkmadığı belirlenmiştir. Bu faktörler arasında, komşuların ekolojik üretime başlaması, girdi fiyatlarının yüksekliği, alıcı firmaların reklamları gibi nedenler de yer almaktadır. Yapılan çalışmalar, ekolojik üretimde verim ve kalitenin sağlanabilmesi için üreticilere teknik ve ekonomik konularda bilgi akışının sağlanmasının şart olduğunu ve özellikle geçiş süresinde üreticilere yakın temasın etkili olacağını ortaya koymaktadır. Her yöre üreticisi için önceliklerin ayrı ayrı belirlenerek ele alınması başarıyı arttıracaktır.
Yine bugüne dek yapılan uygulamalarda sistemin başarılı ve uzun süreli olması için desteklerin bütün olarak ele alınması gerektiği ortaya çıkmıştır. Avrupa ülkelerinde 1990'lı yıllardan sonra Avusturya, Almanya, Lüksemburg ve İsviçre gibi ülkelerde ekolojik tarım hızla gelişmiştir. Ekolojik tarıma geçişte ve başarıda etkili faktörler; üreticilere sağlanan finansal imkanlar, hızlı bilgi akışı, geniş ürün yelpazesi, ulusal semboller ve koruma ve planlama olarak sayılabilir. Üreticilere sağlanan maddi desteğin etkisi kaçınılmazdır. Ancak destekler, ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir.
Ekolojik ürün pazarı halen çok küçük olmasına rağmen giderek artış göstermektedir. Örneğin İsviçre'de COOP süpermarket zincirinde satılan sütlerin yüzde 29'u ekolojik olarak üretilmektedir ve tüm ürünlerde yüzde 20 oranında ekolojik ürüne ulaşma hedeflenmektedir. Ürün yelpazesinin ve pazarlama kanallarının çeşitlenmesi (süpermarketler, ailelere yönelik kasa içinde çeşitli sebze ve meyve satışları, restoranlar, catering servisleri, işleme sanayi) ekolojik tarıma geçişi hızlandırmaktadır. Son günlerde Belçika'da ortaya çıkan dioksin problemi ekolojik ürün talebinde büyük artışlar sağlamıştır. Ayrıca birçok Avrupa ülkesinde genetik yapısı işlem görmüş ürünlerin piyasaya sürülmesi, tüketicileri transgenik çeşitlere karşı olan ve ürünlerin bu bulaşmadan temiz olduğu güvencesi veren ekolojik ürünlere yöneltmiştir.
Bu gelişme bazı çevreci grupların da ekolojik ürün tüketmeye başlamalarında etkili olmuştur. Gerek Avusturya gerekse İsviçre'de ekolojik ürünlerin süpermarketlere girişi, üreticileri teşvik eden etkenlerin başında gelmektedir. Ancak bu açıdan tüketicilerin eğitimi de talebi yaratma ve geliştirme açısından önemlidir. Gerek ülkesel gerekse uluslararası yönetmeliklerle tüketiciler güvence altına alınmıştır. Yaratılan logolar da tüketiciyi yönlendirmekte etkili olmaktadır. İsviçre ve Avusturya'daki logolar bu işlevi yerine getirirken, Almanya'da çok sayıda logonun piyasada yer almayışı tüketiciyi büyük ölçüde karışıklığa itmektedir. Halen tüketiciyi şaşırtabilen çok sayıda özel marka veya işaret yerine ülkesel tek bir logonun geliştirilmesi ve kalitenin korunmasına yönelik sıkı önlemler alınması, sektörün gelişimine katkı sağlayacaktır. 1980'li yılların ortalarından itibaren yapılan pazar araştırmaları tüketicilerin ekolojik ürünlere olan olumlu tavrını ortaya koymakla birlikte pazar payı, ekolojik ürünlerin gerçek olmasa da daha pahalı olduğu imajı ile oldukça yavaş artmıştır.
1990'lardan itibaren Avrupa'da çok hızlı bir gelişme göstererek 1998 yılında Avrupa Topluluğu (AT) ve EFTA (European Free Trade Association) ülkelerinde 85 bin 337 tarım işletmesinin ekolojik tarım yapmaları ile 2 milyon hektara ulaşmıştır. Tarım alanlarının yüzde 4'ü, tarım işletmelerinin ise yüzde 1'i ekolojik olarak tarıma geçmiştir. Halen ekolojik ürünlerdeki fiyat marjı üretim koşullarına bağlı olmakla birlikte, teknik uygulamaların geliştirilerek ekolojik ve konvansiyonel ürünler arasındaki fiyat farkının yüzde 25 dolayında tutulması ve lüks tüketim ürünü olarak kabul edilmemesi yönünde görüşler vardır. Danimarka'da 1980'li yılların ortalarında yeraltı sularında tehlikeli boyutlarda yüksek nitrat düzeylerine rastlanması ve başlıca nedenler olarak çiftlik gübresi ve sentetik gübrelerin yanlış kullanılmasının belirlenmesi, çevre kirliliği ile ilgili tartışmaların giderek artmasına yol açmıştır. Bu arada ekolojik tarımın çevreye olan olumlu etkilerinin ve yapılan anketlerde ekolojik üretilmiş ürünlere belirli bir fiyat farkı ödemeye hazır olduklarının belirlenmesi, Haziran 1987'de Organik Tarım Yasası'nın parlamentodan büyük çoğunlukla geçmesini sağlamıştır. Daha sonra çıkarılan yönetmelikle, Organik Tarım Konseyi kurulmuş ve 1987-1990 yılları arasında ekolojik tarım uygulamalarında başarının sağlanmasında etkili üç önemli karar alınmıştır. Bunlar:
oDanimarka'da ekolojik üretim standardının belirlenmesi,
oResmi kontrol ve sertifikasyon sistemiyle devlet garantisini simgeleyen etiket sisteminin (State Guarantee Label) geliştirilmesi,
oDestek sisteminin geliştirilmesi (geçiş dönemi desteği ile araştırma, eğitim, yayım, işletme, yayın ve pazarlama alanındaki projelerin parasal olarak desteklenmesi)
Yasanın çıkışından itibaren Danimarka hükümeti her yıl ekolojik üretim tekniklerinin ve gelişme projelerinin desteklenmesi için bir fon ayırmaktadır. Ayrıca, çevreyi kirleten sanayi kuruluşlarından alınan fonlar ekolojik tarımın geliştirilmesi için harcanmaktadır. Hastaneler, yerel yönetimler ve diğer birçok kuruluş, hizmetlerinde tümüyle ekolojik ürün kullanmak üzere fizibilite çalışmaları yapmaktadır.
Danimarka Tarım Bakanlığının yayınlamış olduğu raporlarda 2000 yılına dek ekolojik ürünlerin pazar payının yüzde 15-20 olacağı ve tüm ekili alanların yüzde 7'sinin ekolojik üretime geçeceği bildirilmektedir. ABD'de Organik Tarım Araştırma Vakfı (The Organic Farming Research Foundation QFRF) tarafından yapılan bir incelemede ABD'deki ekolojik tarım işletmelerinin yüzde 83'ünün aile işletmeleri olduğu ve ortalama olarak 16 yıldır tarım ve 9 yıldır ekolojik üretim yaptıkları belirlenmiştir. ABD'de 1995 yılında 2.8 milyar dolar olan ekolojik gıda (bakkaliye ve süt ürünleri) pazarı yüzde 26'lık bir artışla 1996'da 3.5 milyar dolara yükselmiştir. Ekolojik süt ürünleri, 120 milyonluk ticaret hacmi ile yüzde 50'lik artış göstermiştir. Dış satım ve doğrudan pazarlanan ürün satışı ise 1995 ile 1996 yıllarında 714 milyon dolardan 872 milyon dolara çıkmıştır. 1989-1996 arasındaki dönemde ekolojik ürünlerin satış hacmi yıllık ortalama yüzde 20 dolayında artışla seyretmiştir. ABD'deki bu artışta daha çeşitli ürünün pazara sunulması ve daha fazla sayıda restoranda organik ürünle yapılmış yemeklerin servis edilmesinin etkili olduğu bildirilmektedir.
Ekolojik ürünlerin tüketicilerce talep edilmelerinde kişisel sağlığa ve özellikle çocuklarının sağlığına verdikleri önem ilk sırada yer almaktadır. Almanya ve İngiltere'de yapılan bir anket çalışmasında sağlık, Almanya'da yüzde 70, İngiltere'de ise yüzde 46 ile ilk sırada ifade edilmiştir. Almanya'da çevre yüzde 10-30, lezzet yüzde 13-24 ile ikinci ve üçüncü sırada bulunmaktadır. İngiltere'de ise çevre yüzde 41, lezzet yüzde 40, hayvan hakları yüzde 26 ile sağlığı takip etmektedir. Ekolojik hayvan üretiminde hayvanlara açık, havadar ve güneşli belirli bir alanın ayrılmasını öngörmesi nedeni ile Avrupa'daki hayvanseverler arasında tercihte ilk sıralara doğru yükselmektedir.
Tüm dünyada hızla artan ekolojik tarımda genellikle ülkelerin geleneksel ürünleri, örneğin Hindistan'da çay, Danimarka'da süt ve ürünleri, Arjantin'de et ve mamulleri, Orta Amerika ve Afrika ülkelerinde muz, Tunus'ta hurma, zeytinyağı, Türkiye'de kurutulmuş sert kabuklu meyveler, ekolojik üretilen ilk ürünlerdir. Mevcut bilgi ve yüksek adaptasyon ekolojik tarıma kolay geçişi sağlamaktadır. Ancak iç pazarın geliştirilmesi ve ürün yelpazesinin genişletilebilmesi için üreticilerin bilgilendirilmesi ve bunun için de araştırmalarla desteklenmesi önem kazanmaktadır.
Ekolojik tarımda işgücü ihtiyacı yüksektir. Modern ve yoğun tarımdaki yüksek makineleşme düzeyi ile zıt bir durum oluşturmaktadır. Gıda maddeleri fiyatlarının genelde akaryakıt fiyatlarına paralel olarak geliştiği bildirilmekte ve önümüzdeki yıllarda akaryakıt fiyatlarının artacağı hesaplanmaktadır. Böyle bir gelişme karşısında ekolojik ürün fiyatlarının konvansiyonel üretime oranla daha da avantajlı konuma geçeceği ve ekolojik üretimin hızla artacağı düşünülmektedir.


http://akcagunkoyu.webnode.com.tr/tarim/
 

google-site-verification=AaMYWmH7znbxv4maM203YVXZ4NLbsAHB9mmBsTe7moQ

>>>>>> Sitemizdeki bilgilerin büyük çoğunluğu alıntıdır. İlgili yazının yazarının veya kaynak sahibinin istemesi halinde ilgili yazı sitemizden kaldırılacaktır. Sitemizdeki görsel ve sesli dökümanlar video paylaşım sitelerinden alıntıdır bu sitelerde kaldırldığı an sistemimizde görünmeyecektir. >>>>AKCAGUN KOYU WEB SiTESi (kurucu: iSMET YILMAZ >>>